Dahiliye Ve Metabolizma Rahatsızlıklar

Hipertansiyon

  • Hipertansiyon
    • Hipertansiyonun nedeni %90-95 bilinmemektedir, %5-10’luk kısımda ise bir nedene bağlı (sekonder) hipertansiyon söz konusudur.

      Hastaların azımsanmayacak kadar büyük bir çoğunluğu kan basıncının yüksek olduğunun farkında değildir. Bu durum mortalite ve morbiditenin artmasına neden olmaktadır. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda kan basıncı yüksekliği de daha sık görülür. Türkiye’de yapılan bir çalışmada, bir kişinin ortalama 16 gr/gün tuz aldığı saptanmıştır. Oysa alınması gereken günlük tuz miktarı en fazla 8 gr olmalıdır.

      Tansiyonun tehlikeli olduğu sınırlar; 140/90 mmHg üzeri hipertansiyon olarak kabul edilmektedir. Avrupa Hipertansiyon Cemiyeti’ne göre ise tansiyon sınıflaması daha ayrıntılı olarak alınmıştır. Ev ölçümleri için hipertansiyon sınırı 135/85 mmHg, 24 saatlik kan basıncı takibinde ise sınır 125/80 mmHg olarak belirlenmiştir. Sistolik (büyük) tansiyonun 140 mmHg üzerinde, diastolik (küçük) tansiyonun ise 90 mmHg altında olduğu duruma ise “izole sistolik “yani “hipertansiyon” denmektedir. Malign hipertansiyon tanımı papil (göz dibi) ödemi akciğer ödemi bayılma ile giden bir kliniği tanımlar.

  • Belirtileri
    • Hastaların önemli bir kısmında herhangi bir belirti yoktur. Bazen tek belirti ölçülen kan basıncının yüksek gelmesidir. Bazı hastalarda karşılaşılan en önemli belirtiler; baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, hâlsizlik, bulantı, kusma, baş dönmesi şeklindedir. Uzun süren, kontrol edilmeyen hipertansiyon, ancak hedef organ hasarlarıyla kendini belli eder. Bu organlar beyin, kalp, böbrek, retina ve kan damarlarıdır. Bu organlara ait bulgular ve hastalıklar böbrek yetmezliği, idrarda protein fazlalığı, damarlarda anevrizma (anormal genişleme), tıkanma, inme, ensefalopati , kalp damar hastalığı, kalp krizi ve kalp yetmezliği şeklinde görülür.

      Yaş, öykü, fizik inceleme, laboratuvar bulguları sekonder bir neden düşündürüyorsa kan basıncı ilaca zor cevap veriyorsa,iyi kontrol edilmiş tansiyon birden kontrolden çıkıp yükselmeye başlıyorsa, hedef organ hasarı varsa, kan basıncı >180/110 mmHg ise sekonder hipertansiyon düşünülür. Bu durumda 3 hususa dikkat etmek gerekir:

      • Hipertansiyon yaratan sekonder bir neden araştırmalı.
      • Hedef organ hasarı ve eşlik eden hastalık bakılmalı.
      • Diğer kardiyovasküler risk faktörleri değerlendirilmelidir.
  • Tansiyon nasıl ölçülmelidir?
      • Kişi gevşemiş bir pozisyonda rahat olmalı.
      • Yarım saat öncesinde kafein almamış, bir şey yememiş olmalı.
      • Sigara içmemiş olmalı.
      • Ölçümden önce en az 5 dakika istirahat etmeli.
      • Koldan tüm giysiler çıkarılmalı.
      • 2 dakika aralıklarla 2 veya daha fazla ölçüm yapılmalı.
      • Kullanılan cihazın boyutları uygun olmalı.
  • Tedavisi nasıl olmalıdır?
    • Tedavideki temel hedef ölüm ve sakatlık oranlarını azaltmaktır. Hedef 140/80 mmHg altı olmalı; eğer böbrek hastalığı ya da diyabet mevcutsa bu durumda 130/80 mmHg altı hedef alınmalıdır. Hipertansiyon ciddi, ama tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi edilmezse kalp, beyin, böbrek, göz gibi organlarda istenmeyen durumlara sebep olabilir, tedavisi ömür boyu sürmelidir.

      İlacın sadece bulgular ortaya çıktığı zaman değil sürekli kullanılması gerekmektedir. Kan basıncı düşünce ya da şikayetler kaybolunca tedavinin bırakılmaması gerektiği unutulmamalıdır. İlaçların bağımlılık yapmayacağı, genel önlemlere uyulmazsa yetersiz geleceği eğer hasta üzerine düşen görevleri yapmazsa doktor doktor gezmesinin ona hiçbir fayda sağlamayacağı anlatılmalıdır.

  • Yüksek tansiyonlu ve dislipidemik hastalarda besin seçimi
    • BESİN GRUPLARI

      ÖNERİLEN BESİNLER

      ÖLÇÜLÜ OLARAK TÜKETİLMESİ ÖNERİLEN BESİNLER

      KAÇINILMASI GEREKEN BESİNLER

      Süt ürünleri

      Light süt, yoğurt, peynir

      Yarım yağlı süt, yoğurt, peynir

      Tam yağlı süt, yoğurt, peynir

      Etler

      Balık, hindi, tavuk eti (derisiz), yağsız dana eti

      Koyun ve kuzu eti

      Sakatat, şarküteri (salam, sucuk, sosis, jambon, pastırma, kavurma

      Yumurta

      -----------

      Haşlama, omlet, menemen (farklı günlerde olmak koşulu ile haftada 2 adet

      Kıymalı, pastırmalı, sucuklu, tereyağlı veya çılbır şeklinde

      Kuru baklagiller

      Kuru fasulye, mercimek, nohut, barbunya, soya fasulyesi, börülce

      -----------

      -----------

      Çorbalar

      Mercimek, ezogelin, sebze, tarhana, yayla

      -----------

      Hazır çorbalar, işkembe ve paça çorbası, krema ve kızgın yağ eklenmiş çorbalar

      Ekmekler

      Tam buğday, çok tahıllı, kepek, çavdar ekmeği

      -----------

      Buğday ve mısır ekmeği

      Tahıllar

      Tam taneli, kepekli tahıllar (kepekli pirinç, makarna, un) bulgur, yulaf

      İşlenmiş tahıl ürünleri (beyaz pirinç, makarna, un)

      Kavrulmuş pirinç, şehriye

      Sebzeler

      Taze veya dondurulmuş her türlü sebze

      -----------

      Konserve sebzeler

      Meyveler

      Taze veya kurutulmuş her türlü meyve

      -----------

      -----------

      Tatlılar

      Yapay tatlandırıcılı tatlılar (tercihen sütlü tatlılar)

      Şeker içeren tüm tatlılar

      Kızartılmış, şerbetli tatlılar (lokma, tulumba vb.)

      Yağlar

      Kanola yağı, zeytinyağı, fındık ve bitkisel sıvı yağlar

      Yumuşak margarinler

      Tereyağı, margarin, kaymak, krema

      Kuruyemişler

      Fındık, tuzsuz yerfıstığı, badem, ceviz (günde en fazla bir avuç)

      Tuzsuz leblebi, Antep fıstığı, hint fıstığı

      Diğer kuruyemişler

      Baharatlar, soslar

      Her türlü baharat, sirke, limon, sarımsak

      Az yağlı salata sosları, ketçap, hardal

      Tuz, hazır salata sosları, mayonez

      İçecekler

      Su, çay, bitki ve meyve çayları, taze sıkılmış sebze ve meyve suları

      Kahve, light meşrubatlar, 0 sebze ve meyve suları, sade maden suyu

      Şeker içeren tüm meşrubatlar, asitli ve meyve aromalı içecekler

       

  • İlaçsız hipertansiyon tedavisi
    • Yaşam tarzı değişikliği, tuz alımının kısıtlanması, ideal kiloya ulaşma, fizik aktivite artışı, sigarayı bırakmak, aşırı alkol tüketimini önlemek, diyeti düzenlemek, sık sık günde 5-6 öğün ama az miktarda yemek yemek, potasyumdan kalsiyumdan zengin besinler tüketmek, doymuş yağdan fakir diyet almak ilaç dışındaki tedavi yöntemlerinin temel prensipleridir.

      İlaçsız tedavilerin tansiyonu düşürme oranları ise şu şekildedir:

      • Kilo verme: 5-20 mmHg (sistolik)
      • Sebze-meyve ağırlıklı beslenme: 8- 14 mmHg (sistolik)
      • Tuz kısıtlama: 5-10 mmHg (sistolik)
      • Fizik aktivite: 4-8 mmHg (sistolik)
      • Alkol alımını kısıtlama: 2-4 mmHg (sistolik)
      • Doktora danışmadan ilaç kullanımına ara vermek, dozlarını değiştirmek ciddi sorunlara yok açabilir. İlaçlar doktor tarafından belirtilen zaman dilimlerinde ve önerilen dozlarda kullanılmalıdır.
      • İdeal vücut ölçülerine ulaşılmalı ve o kiloda kalınmalıdır.
      • Sık aralıklarla, azar azar beslenilmeli, besin çeşitliliğine önem verilmelidir.
      • Süt, yoğut ve peynirin yarım yağlı, hatta yağsız (light) olanları tercih edilmelidir.
      • Kırmızı et yerine beyaz ete öncelik verilmeli, ancak beyaz et de olsa aşırıya kaçılmamalıdır.
      • Etlerin görünen yağları ile balık, tavuk ve hindinin derisi ayrılmalıdır.
      • Haftada 2 kere balık tüketilmeli, aksi takdirde her gün omega-3 desteği alınmalıdır.
      • Yumurta farklı günlerde olmak koşulu ile haftada en çok 2 adet yenilebilir. Haşlanmış, omlet veya menemen şeklinde tüketilmesine dikkat edilmelidir.
      • Sebze yemekleri az su ile pişirilmeli, yemeklerin yağlı suları tüketilmelidir.
      • Yemeklerde ve salatalarda kanola yağı tercih edilmelidir. Ya da 2 ölçek zeytinyağı veya fındık yağı ile 1 ölçek bitkisel sıvı yağ (mısır, soya veya ayçiçeği yağı) karıştırılarak kullanılabilir.
      • Kızartma, kavurma işlemleri yerine haşlama, ızgara, buğulama, buharda ve fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.
      • Şeker ve şeker içeren tüm besinler mümkün olabildiğince kısıtlanmalıdır.
      • Şeker tadından vazgeçemeyen kişiler yapay tatlandırıcılardan faydalanabilirler.
      • Günlük tuz tüketimi 3 gram ile sınırlanmalıdır. Bu doğrultuda sofraya tuzluk getirilmemeli, yemeğin tadına bakmadan tuz eklenmemeli, turşu gibi salamura besinlerden kesinlikle uzak durulmalıdır.
      • Tansiyonun yüksek seyretmesi durumunda yemekler ve ekmekler tuzsuz olarak tüketilmeli, düşük sodyum içeren tuz kullanılmalıdır.
      • Alkol alışkanlığı varsa bırakılmalı, en azından sosyal bir şekilde (1 kadeh kırmızı şarap, 1 duble viski vb.) tüketilmelidir.
      • Lif alımını artırmak için, haftada 2 kere kurubaklagil yemeği yenmeli, tam taneli (kepekli) tahıllar tercih edilmelidir. Hatta soyulmadan yenilebilen sebze ve meyveler, iyice yıkandıktan sonra kabukları ile yenilmelidir.
      • Gün içerisinde bayanlar 2,5 lt, erkekler 3,5 lt su ve sıvı almaya çalışmalıdırlar.
      • Kandaki trigliserid ve HDL (iyi) kolesterol seviyelerine olumlu katkılarından dolayı kalbi yormayacak tarzda (yürüyüş, bisiklete binme gibi) egzersiz yapılmalıdır.
  • İlaç (Farmakolojik tedavi)
    • Hastanın yaşına eşlik eden diğer hastalıklarına uygun değişik grup ilaçlar ile hekim hipertansiyonu tedavi etmeye çalışır. Yapılan çalışmalarda en az 2-3 ilacın gerektiği belirlenmiştir. İlaç kullanmaya rağmen tansiyonda düşme sağlanamazsa buna dirençli hipertansiyon denir. Bu durumda ilaç kullanmak en azından kardiovasküler mortalite ve morbiditeyi azaltmaktadır.

      Tansiyon ilaçları sabah aç karnına erkenden alınmalıdır.

      Tansiyon ilaçları şahsa uygun olan hekim tarafından verilir. Yapılan yanlışlardan en önemlisi “komşunun, arkadaşın” tansiyon ilacını kullanma alışkanlığıdır. Tansiyon ilaçları hastanın diğer mevcut hastalıklarına da iyi gelecek tarzda verilir. Bazı ilaçlar ise mevcut hastalığını artırabilir. Bu nedenle ilaç sadece hekim kontrolünde alınmalı ve kullanım sonrası takip ettirilmelidir. Genellikle daha hafif dozlardan başlayıp lüzum halinde artırılır.

      Şeker, prostat, kalp-damar tıkanıklığı, astım hastalıkları ilaç tedavisinde hekime yol gösterir. Yaşlılarda kullanılan tansiyon ilaçları ile gençlerde kullanılanlar, kadınlarda kullanılanlarla erkeklerde kullanılanlar farklı olabilir.

  • Türkiye’de hipertansiyon
    • Türkiye’de her üç kişiden birinde tansiyon yüksekliği hastalığı vardır. Yaşlı grupta hipertansiyon sıklığı %85 kişiye kadar çıkar. Genç grupta 20 kişide bir görülür. En sık Karadeniz bölgesinde görülmektedir. %40 civarındadır. En az Doğu, Güneydoğu Anadolu’dadır ve %22 civarındadır. Karadeniz bölgesinde daha fazla olmasının nedeni tuz tüketiminin fazla olması ve Karadeniz insanının yapısal olarak daha stresli olmasından kaynaklanır.

      Aşırı kilolularda hipertansiyon 100 kişiden 73’ünde mevcuttur. Zayıf kişilerde ise %6’lar gibi düşük bir oranda kalmaktadır. Menopoz ile hipertansiyon arasında pozitif bir ilişki vardır. Kadınlarda menopoz sonrasında hipertansiyon oranı artar. 10. yıl sonrasında %88’e kadar çıkar.

      Enteresan olan; hastaların ancak %50’si hipertansiyon hastalığının farkındadır. Geri kalan %50’sinin kendisinde olan hipertansiyon hastalığından haberi yoktur. Erkek grup, kadın gruba göre hastalığından daha az haberdar ve daha vurdum duymazdır. Erkeklerde bu farkındalık %40, kadınlarda ise %67’dir.

      Türkiye’deki hipertansiyon hastalarının ancak %48’i ilaç kullanmaktadır. Geri kalanı hastalığının farkında değildir veya ilaç kullanmayı reddetmektedir. Kadınlar yine daha hassas olup, %60’ı, erkeklerin sadece %33’ü ilaç kullanmaktadır. Bu nedenle hipertansiyonun yapmış olduğu çeşitli tahribatlar (böbrek yetmezliği, kalp krizi, inmeler) erkeklerde daha çok görülür. Çünkü tedavilerini düzgün bir şekilde yapmazlar. İlaç kullananların %38’i 1 ilaç, %44’ü 2 ilaç, ’i 3 ilaç, %3’ü 4 ilaç kullanmaktadır.

      Türkiye’de hipertansiyon hastalarında ideal kontrol oranı %30’dur. Yani tedavi alan hastaların ancak 3 hastadan 1’i ideal şekilde tedavi edilmektedir. Geri kalan 3 hastadan 2’si yeterli tedavi almamaktadır. Tedavi edilen hastaların yarısı idrar söktürücü ve tuz attırıcı ilaç kullanmaktadır.

      Dünyada 1 milyar insan hipertansiyon hastasıdır. Türkiye’de 18 milyon hipertansiyon hastası vardır. Türkiye’de genç nüfusta oranında hipertansiyon görülür. 60 yaşın üzerindekilerde bu oran %60-80’lere çıkar.

      Hipertansiyon hastalarının %30’u tesadüfen ilk kan basıncı ölçümünde tespit edilmiştir. Bu oran gençlerde daha çok görülür ve %50’si tesadüfen başka nedenlerle tansiyon ölçümünde tespit edilir. Hipertansiyon hastalarında ’sinde şeker hastalığı, %42’sinde kolesterol yüksekliği, %33’ünde LDL (kötü kolesterol) yüksekliği, %41’inde HDL (iyi kolesterol) düşüklüğü, %24’ünde trigliserid yüksekliği birlikte görülür. Hipertansiyona bağlı oluşan böbrek hasarının ilk belirtisi mikro-albüminüridir. Toplam tansiyon hastalarının %27’sinde bu hastalık mevcuttur. Tansiyon hastalarını tespit ve tedavi planlamasında en önemli takip sık kan basıncı ölçümüdür. Tuz tüketiminin 4 gr geçmemesi, yani 24 saatte bir tatlı kaşığını geçmeyecek kadar olması gerekir. Deniz tuzu, kaya tuzu, mağara tuzu, Himalaya tuzu hepsi aynıdır birbirinden farkı yoktur.

      Hipertansiyondaki ilk tedavi, davranış kalıbını düzeltmek olmalıdır. Dış etkenlerden en önemli faktörlerden biri tuz tüketimini azaltmaktır. Türk halkı tuz tüketiminde en önde gelen ülkelerden biridir. Ortalama günlük tuz alımı 6 gr olması gerekirken Türkiye’de 3 misli fazla tüketilmektedir. (18 gr)

      Dış etkenlerden en önemli nedenlerden biri de toplumsal ve bireysel streslerdir. Stres sonrası vücutta değişik hormonlar salgılanır. Bu hormonlar adrenalin, kortizol, anjiyotensin gibi hormonlardır. Bu hormonlar stresle ani olarak artar ve hızla kan damarlarında kasılmaya yol açar. Kalp hızlanır, beyinden kalbe giden dengesiz sinyaller artar, beyinden sağ ve sol kalbe giden sempatik sinir sistemi yollarında regüler eşit olmayan ve kısa devre yapan sinyaller, kalpte ritim bozukluklarına, kalp krizlerine ve ani ölümlere yol açar. Beyinden kalbe giden bu sinir sistemi uyarı patlamaları PET sintigrafilerinde de gösterilmiştir. Toplumsal streslerde ilk 24 saatte kalp krizi, akut koroner sendrom erkeklerde kadınlara göre 6 misli daha fazla görülür. Akut streslerde felç riskleriyse normal zamanlara göre 14 misli daha çok artar. Kronik toplumsal streslerde bu risk devam eder ve kalp krizi ve inme riski oranında daha çok artar. Tansiyon hastaları veya kalp hastalarında bu oran çok daha fazladır.

      Toplumsal streslerde ve şiddete maruz kalmış şahıslarda kulak çınlamaları, baş dönmeleri, geceleri diş gıcırdatmalar, genel vücut ağrıları, yorgunluk, yeme bozuklukları, migren krizleri, yaygın karın ağrıları, hassas bağırsak sendromu, mide ülser kanamaları, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, ağlama krizleri, uyku problemleri, uyuyamama, sabahları kalkamama, depresyon, iş hayatındaki başarısızlık, davranışlarda patlama krizleri, alkol ve sigara bağımlılığında artma gibi bozukluklar ortaya çıkar.

      Strese maruz kalanlar mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmek zorundadırlar. Çünkü tansiyonları yükselenlerin yarısı bu hastalığın oluştuğunun farkında değillerdir. Stres şeker hastalığına da zemin hazırlayabilir. Klinik olarak ispatlanamasa da stresin kanser hastalığınada yol açtığına dair ipuçları vardır.

  • Beslenme
    • Vücudunuz kilo aldıkça daha çok sodyum tutma eğilimine gider. Bu fazla sodyumda su birikimine yol açar. Kan damarlarımız bu sıvıya uygun olarak genişler. Bu da arterlerinizdeki damarlarınıza basınç yapar. Böylece diğer organlarımızda basınç nedeniyle zarar görebilir.

      Hipertansiyon tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır ve tedavisi beslenmeden geçer.

      Diyette odaklanmamız gereken ilk nokta, sodyumun azaltılmasıdır.

      İnsülin rezistansı durumlarında sodyum tutulumu artar.

      Sodyumu nasıl ve ne oranda tüketmeliyiz?

      • Sodyum tüketimi günde 2300 mg’la sınırlandırılmalıdır; yani 1 tatlı kaşığı tuz bizim hedef miktarımız olacak. Eğer 1500 m/gün sodyum tüketilmesi gerekiyor ise ¾ tatlı kaşığı tuz olmalıdır.
      • Bütün besinlerin etiketleri okunmalı ve bu alışkanlık haline getirilmeli
      • Sodyum gereksiniminin %5 - %6’sını içeren besinler tercih etmeliyiz
      • Konserve besinlerden, hazır ürünler, işlenmiş gıdalar ve fastfooddan uzak durmalıyız
      • Yapılan araştırmalarda kalsiyum tüketiminin kan basıncı ürerine olumlu etkileri olduğu belirtilmiştir. Özellikle kalsiyum tabletleri olarak değilde süt ve süt ürünleri olarak almanın etkilediği belirlenmiştir. Süt proteinleri özellikle fermente ürünler içinde bulunan peptidler kan basıncını düşürmekte etkili olmuştur
      • Magnezyumunda kalsiyum gibi hipertansiyonu önlemede ya da kan basıncını düşürmede etkili olduğu savunulmaktadır. Suplemandan ziyade besinlerle alınmasının daha etkili olduğu bildirilmektedir. Hipertansiyona iyi gelen DASH diyetinde de magnezyumdan yüksek besinlere bolca yer verilmektedir. Magnezyumdan zengin besinler: tam buğday ekmeği, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, badem, fıstık, süt, yoğurt, patates, portakal, elma vb
      • Yüksek potasyumlu diyetin, endotel hücreleri, yüksek kan basıncının yarattığı etkiden koruduğu, dolayısıyla beyin kanamasını önlediği ileri sürülmüştür. Kronik böbrek yetmezliği, diyabet ve kalp yetmezliği olanların durumlarına bağlı olarak potasyumu az almaları gerekiyorsa buna özen göstermeleri gerekir
      • Genel olarak kilo vermek kan basıncının üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Ailede hipertansiyon öyküsü olanlar beden kitle endeksini 20-25 arasında tutması gerekir
      • Alkol alımı ise kan basıncı üzerine olumsuz etki eder. Bu nedenle alkol alımını 28 gramla sınırlandırmak gerek. Erkekler günde 2 kadeh, bayanlar 1 kadeh tüketmelidir
  • Dash Diyeti
    • Doymuş yağın, toplam yağın ve kolesterolün azaltılması, sebze, meyve ile düşük yağlı süt ürünlerinin tüketilmesi Dash beslenme ilkeleridir. Dash beslenme planı, sebzeler, meyveler, tam tahıllar, balık ve tavuk, sert kabuklu yemişler, kuru baklagiller ve düşük yağlı süt ürünlerinden oluşur. Bu besinler potasyum, magnezyum, kalsiyum, posa ve protein gibi besin öğeleri açısından zengindir.

      Yumurtanın kolesterolü yüksek olduğu için haftada 4 adetten fazla yenilmemelidir.

  • Ne tüketmeliyiz?
    • Sebze: Brokoli, bezelye, domates, havuç, ıspanak, kabak, karalahana, lahana, tatlı patates, yeşil fasulye.

      Meyve: Ananas, çilek, hurma, mango, şeftali, üzüm.

      İçecek: Elma, greyfurt, havuç, mandalina, muz, portakal ve üzüm suyu.

      Bu sebze ve meyveler potasyum, magnezyum, posanın zengin kaynağıdır.

      Sarmısak, balıkyağı, D vitamini, C vitamini ve E kombinasyonun kan basıncını düşürmede etkisi vardır.

      Bu belirttiklerim dışında “İlaçsız Tansiyon Tedavisi” ve “Metabolik Sendromda Beslenme” bölümlerinde de belirttiğim şekilde beslenilmelidir.

      Özellikle potasyumdan zengin gıdalar tavsiye edilir.

  • Bitkisel destekler
      • Alıç
      • Ginko
      • Maydanoz suyu
      • Sarımsak
      • Şahtere
      • Yeşil çay

Ageless