Dahiliye Ve Metabolizma Rahatsızlıklar

Şeker Hastalığı

  • Şeker Hastalığı
    • Ömür boyu süren bu arkadaşlıkta diyabet konusunda ne kadar çok bilgi sahibi olunursa o kadar sağlıklı bir hayat sürdürmek mümkündür. Bu nedenle diyabet eğitimi, tedavi içinde önemli bir yer tutmaktadır.

      Diyabet nedir?

      Pankreasdan salgılanan insülin hormonun tamamen ya da kısmen eksikliğine bağlı ortaya çıkan Kan şekeri yüksekliği ile kendini gösteren Kısa ve uzun dönemde ciddi olumsuz sonuçları olan Kronik tahrip edici bir hastalıktır.

      İnsulin nedir ne yapar?

      İnsülin pankreas organının adacık hücrelerinden salgılanan bir hormondur ve şekerin kandan hücrelere geçmesinde anahtar rol oynar. İnsülin eksikliğinde hücreler kandaki şekeri alamaz ve enerji için kullanamaz. Böylece şeker kanda birikir ve kan şekeri düzeyleri yükselir.

      Kaç tip diyabet vardır?

      Tip I diabetes mellitus, Çocukluk çağı diabeti, Tip II diabetes mellitus, Erişkin çağı diabeti, Gebeliğe bağlı diabetes mellitus, Bozulmuş glukoz toleransı, Diğer diabetes mellitus tipleri İlaçlara ve pankreas hastalıklarına bağlı diabet.

      Tip 1 (çocukluk) diyabeti : Pankreastan salınan insülinin eksikliğine veya yokluğuna bağlı gelişir. Genetik olarak Diabete yatkınlığı vardır. Tedavide mutlaka insülin gereklidir. Her yaşta ortaya çıkabileceği gibi en sık 30 yaş öncesi gelişir. Diyabetik semptomlar ani olarak başlar. (Çoğunlukla şeker komasıyla ortaya çıkar) Hastalarda sıklıkla kilo kaybı vardır.

      Tip 2 (erişkin) diyabeti : En sık görülen diyabet tipidir. Gelişiminde 3 önemli faktör rol oynar;

      • Pankreas  insülin salgısının bozukluğu
      • Salınan insülinin  dokulardaki etkisizliği
      • Karaciğerde glukoz üretiminin artması

      Hastalar genellikle aile öyküsü olan, şişman, 45 yaşın üstündeki  kişilerdir. Çoğu vaka semptomsuzdur, tanı rastlantısal olarak konabilir. 2 diyabet arası farklar : Tip I Diyabet İnsülin hiç yoktur ya da çok azdır. Tedavide insülin şarttır. Aile öyküsü %90 dır. Tip II Diyabet İnsülin kısmen eksik ya da etkisizdir. İnsülin her zaman gerekli değildir.

      Gebelik diabeti nedir?

      Gebelik süresince ortaya çıkar ve genellikle gebelikden sonra kaybolur. Bu hastalarda ileri yaşlarda diyabet görülme olasılığı yüksekdir.

      Diyabet kimlerde görülür?

      Diabetes mellitus her yaşta ortaya çıkabilir. Yeni doğanlarda nadir görülür. Tip I diyabet çocukluk çağında daha sık görülür. Tip II diyabet daha çok orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkar. Yaş ilerledikce Tip II diyabet görülme sıklığı artar.

      Teşhisi

      Şeker hastalığının kesin teşhisi için kan şekeri ölçümleri gerekir. Açlık kan şekeri 126 mg/dL üzerinde ise, günün herhangi bir saatinde bakılan kan şekeri 200 mg/dL üzerinde ise (2 ölçüm yapılmalıdır).Şeker yükleme testinde ikinci saat değeri 200 mg/dL üzerinde ise şeker ölçümünün yapılması gerekir.

      Diyabet, kan şekeri yüksekliği ile seyreden bir metabolizma hastalığıdır. Vücudumuzda pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği hormonun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Bu hastalıkta kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir.

      İnsan vücudunun enerji ihtiyacı yiyeceklerdeki karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Sindirim sisteminde parçalanarak kan dolaşımına geçen bu besin öğelerinin en önemlisi “glukoz” adı verilen basit şekerdir. Glukoz başta beyin olmak üzere vücuttaki tüm organların enerji kaynağıdır. Glukozun enerji sağlayabilmesi için kan akımından ayrılarak vücut hücrelerinin içine girmesi gerekmektedir.

      Diyabet, zamanında teşhis ve düzenli takiple tedavi edilmezse birçok organda hastalıklara yol açar.

      Diyabeti olmayan bir bireyin kan şekeri düzeyi açken 120 mg/dl, yemeğe başladıktan iki saat sonra 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir. Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri ölçümü veya oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. Bu ölçüm sonucu ortaya çıkan değerin 100-125 mg/dl olması gizli şekerin sinyalidir. Ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir. OGTT’de ise glukozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekerinin oranı önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksekse diyabet tanısı konulur. Ülkemizde yaklaşık 40 milyon diyabetli olduğu bilinmektedir. Ailesinde diyabetli bulunanlar mutlaka düzenli olarak ölçümler yapıp takip etmelidir. Obezite diyabetin davetiyesidir. Gebelik diyabeti de görülmektedir, sonrasında devam edip etmeyeceği kontrol edilmelidir. Hareketsiz bir yaşam da diyabetin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Hipertansiyon ve hiperlipidemsi bulunanlar da risk altındadır.Unutmayın stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir

  • Diyabetin belirtileri nelerdir?
      • Yorgunluk, hâlsizlik
      • Ağız kuruluğu, susuzluk hissi, çok su içme hali
      • Sık sık idrara çıkma
      • Yaraların geç iyileşmesi
      • Kuru ve kaşıntılı bir cilt
      • Sık enfeksiyon oluşması
      • Açlık hissi ve buna bağlı olarak çok yemek yeme isteği
      • Görme bulanıklığı
  • Beslenme
    • Tip 2 diyabetlilerin %80’inden fazlası obezdir. Enerji alımının azaltılması ve orta düzeyde ağırlık kaybının kısa dönemde insülin direncini ve glisemiyi iyileştirdiği bilinmektedir.

      Diyabetinizin olması yaşamınız boyunca sevdiğiniz yiyecekleri yiyemeyecek olmanız anlamına gelmez. Fakat yediğiniz yiyecek çeşidine ve miktarına daha çok dikkat etmeniz gerekmektedir. Önemli olan; kan şekerinin kontrolünü sağlamak için sebze, meyve, tahıl kaynaklarından zengin, protein ve yağ ile kolesterolü sınırlandırılmış bir beslenme planı uygulamanızdır. Bu plan içinde yediğiniz besinlerin çeşidi, miktarı ve zamanı konusunda bilinçli olmanız ve bu bilince uygun davranmanız gerekir. Vücudunuz için gerekli olan besinlerin belirli bir denge içinde alınması hiperglisemi ve hipoglisemiyi önleyerek, kan şekeri kontrolünü sağlayacak, kısa ve uzun dönemde gelişebilecek komplikasyonları önleyecektir.

      Karbonhidratlar kan şekeri düzeylerini etkileyen temel besin öğesidir. Bu karbonhidratların en fazla ’luk kısmının rafine şekerden, geri kalanının ise kompleks (besinlerde doğal olarak bulunan) karbonhidratlardan karşılanması gerekmektedir. Ancak diyabetli bireylerin rafine şeker ve şeker içeren tüm besinlerden tamamen kaçınması, bu ihtiyaçlarını sadece kompleks karbonhidratlardan gidermeleri önerilmektedir.

      Karbonhidrat içeren yiyecekler; sofra şekeri, şekerli yiyecekler (bal, reçel, pekmez, marmelat, şekerli meyve suları, meşrubatlar, çikolata, dondurma ve tatlılar gibi), un ve undan yapılan yiyecekler (ekmek, yufka, erişte, makarna gibi), pirinç, bulgur, kuru baklagiller, patates, sebzeler, meyveler, yoğurt ve süttür.

      Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların kan şekerini etkileme hızları birbirinden farklıdır. Bu nedenle yiyecekler kan şekerini hızla yükselten karbonhidratlı yiyecekler (basit karbonhidratlar) ve kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükselten karbonhidratlı yiyecekler (kompleks karbonhidratlar) olmak üzere iki gruba ayrılır.

      Şeker ve şeker içeren yiyecekler vücuda enerji verir; ancak bu tür yiyeceklerin yenilmesi kan şekeri kontrolünü bozar. Sofra şekeri, reçel, bal, marmelat, pekmez, hazır meyve suları, pasta, kek, tatlı, şekerli bisküvi, çikolata, helva gibi hazır yiyeceklerdeki karbonhidrat basit karbonhidrattır. Bu şekerler kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltirler. Ayrıca başta diş çürüklüğü olmak üzere, şişmanlık, kalp ve bağırsak hastalıkları gibi birçok sağlık sorununun oluşmasına neden olurlar.

      Vücudun ihtiyacı olan enerjiyi kompleks karbonhidratlardan karşılayarak kan şekerinin daha geç ve daha yavaş yükselmesini sağlayabilirsiniz. Yediğimiz sebze, meyve, kuru baklagiller gibi çeşitli yiyeceklerin içinde doğal olarak bulunan karbonhidratlar yani komplekskarbonhidratlar, vücudumuzda şekere yani glukoza dönüşür. Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların parçalanma hızı yavaş olduğundan kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükseltir.

      Beslenmemizde posa da önemlidir. Kan şekerini yavaş yükseltir, tokluk sağlar, insülin ihtiyacını azaltır, bağırsak çalışmasını düzenler. Posa, yiyeceklerin sindirilemeyen kısmıdır.

      Diyet posasının vücuttaki etkileri şöyledir:

      • Kan şekerini yavaş yükseltir
      • İnsülin ihtiyacını azaltır
      • Tokluk hissinin oluşmasını sağlayarak ağırlık kontrolüne yardımcı olur
      • Bağırsak çalışmasını düzenler, kabızlığı önler
      • Kanda yağların yükselmesini önler

      Diyetteki posa miktarını artırmak için tercihlerimiz:

      • Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek yiyin
      • Pirinç yerine bulgur pilavı tercih edin
      • Meyve suyu yerine meyve tüketin (kabuklu yenebilen meyveler iyice yıkandıktan sonra kabukları soyulmadan yenmeli)
      • Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve yiyin
      • Öğünlerde salata tüketin
      • Kuru baklagilleri sıklıkla yiyin (haftada 2-3 kez)

      Proteinlerin vücudun büyümesi, gelişmesi ve yıpranan dokuların onarılmasında önemli görevleri vardır. Diyabet, vücudun protein gereksinimini etkilemez. Önerilen miktarlarda alınması gerekir. Ancak diyabete bağlı böbrek problemleri gelişmişse diyetle protein alımının sınırlandırılması gerekir.

      Diyette Öğün Sayıları

      İnsülin kullanan Tip 1 ve Tip 2 diyabetlilerin gün içinde toplam olarak altı öğün beslenmesi gerekir: sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği olarak üç ana öğün, öğünler arasında ve gece yatmadan önce üç ara öğün. Genellikle yapılan yanlış; insülin enjeksiyonunu yaptıktan sonra yarım saat beklemeden hemen veya 5 dakika sonra yemek yenilmesidir. Bu tarz hatalar öğünden sonra kan şekerinin yükselmesine neden olur. Yapılan bir diğer yanlış ise; açlık hissi oluşmadığı için ara öğünlerin yapılmaması veya ara öğünde yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılmasıdır. İnsülin kullanan bir kişide ara öğünün yapılmaması, bir ara öğünün atlanması veya yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılması şeklinde yapılan uygulamalar kan şekerinin düşmesine sebep olur, ki buna hipoglisemi denir.

      Tip 2 diyabetlilerin iki-üç saat aralıklarla beslenmesi gerekir. Bir gün içinde yenilmesi gereken yiyecekleri gün boyunca yayarak sık ve az yemek yeme alınan öğünden sonra kan şekerinin daha az yükselmesini sağlar. Öğünlerde yenilen yiyeceklerin porsiyon ölçüsünü azaltarak, küçük öğünler halinde yemek yenilmesi fazla kalori alınmasını önleyerek ve açlığı kontrol altına alarak hem kan şekeri kontrolünü sağlar hem de kilo alımını önler. Ayrıca kan kolesterol düzeyindeki yükselmeyide azaltır.

      Öğün sayısı ve zamanı yemeklerin miktarı ve cinsi kadar, tüketim zamanları da büyük önem taşır. Önerilen besinlerin zamanında ve önerilen miktarlarda yenilmesi hipo ve hiperglisemiyi önler. Uzun aralıklarla düzensiz yemek yenmesi hipo ve hiperglisemiye yol açar. İdeal öğün aralığı ve miktarı bireysel kan glukoz takibine yardımcı olur. 3 ana, 2-3 ara öğün tüketilmesi uygundur.

      • Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli.
      • Bireye uygun vücut ağırlığı sağlanmalı ve sürdürülmeli.
      • Öğün atlanılmamalı, insülin ve/veya ilaç zamanlarına ve dozlarına dikkat edilmeli.
      • Önerilen fiziksel aktivitelere (yürüyüş gibi) özen gösterilmeli ve sigaradan uzak durulmalıdır.
  • Glisemik indeks
    • Glisemik endeks; karbonhidratların kandaki glukoz düzeylerine olan etkisini ölçme sistemidir. Glisemik endeksi düşük besinler bireylerin daha uzun süre tok kalmalarını sağlarken bu oranın yüksek olduğu besinler kandaki insülin miktarını hızla yükseltmektedir. Bunun sonucu kan şekerinin hızla düşmesine neden olmakta ve kişi besin almış olmasına karşın hızla acıkmaktadır. Bu, bir yandan ani yükselen kan şekerinin vücutta depolanmasının beraberinde getirdiği yağlanma yani kilo almaya, bir yandan da durumu dengelemek isteyen pankreasın aşırı ve dengesiz çalışmayla insülin üretmesine ve sonuçta kan şekerindeki bu ani değişikliklerin yıllar içinde genetik yatkınlığı olan kişilerde diyabetinortaya çıkmasına, hipertansiyona, damar sertliğine yol açmaktadır.

      Her karbonhidrat içeren besin, kan şekerimizi farklı yönde etkiler. bu nedenle her yiyeceğin glisemik endeksi farklıdır. Yiyeceklerin glisemik endeksi arttıkça kan şekerindeki artış daha çok olur.

      Düşük glisemik endeksli diyetlerin yararı:

      • Kan şekerini düşürür.
      • İnsülin duyarlılığını iyileştirir.
      • Kardiyovasküler riskini azaltır.
      • Tip 2 diyabet riskini azaltır.
      • Vücut ağırlığımızı korumada yardımcıdır.

      Düşük glisemik endeksli yiyecekler:

      • Çilek
      • Şeftali
      • Dondurma
      • Elma

      Glisemik endeksi düşük demek kalorisi düşük demek değildir. Glisemik endeksi yüksek besinleri proteinle karıştırarak kullandığımızda glisemik endeksini düşürmüş oluruz. Protein ve yağın mide boşalmasını yavaşlatma etkisi vardır. Lif içeriği yüksek olan besinler glisemik endeksi düşürür. Pişirme işlemi glisemik endekse etki eder, yani az pişmiş bir besinle çok pişmiş bir besinin arasında tok tutma süreleri farkı vardır.

Ageless