Ketojenik Diyet

Kansere Karşı Ketojenik Beslenme

  • Kansere Karşı Ketojenik Beslenme
    • Karsinojenez (kanserojen), karmaşık bir süreçtir. Bu süreçte, uzun yıllar boyunca normal hücrelerdeki DNA’nın içinde rastlantısal şekilde meydana gelen çoklu ve birbirini izleyen mutasyonlar (değişimler) olur. Sonunda, belli genler değişime uğrar ve hücre büyümesi kontrolden çıkar ve bu durum neoplazmik fenotiple ve sıklıkla da metastazla (diğer organlara sıçrama) sonuçlanır.

      Çoğu kanser hücresinde insülin ve IGF-1 reseptörleri görülür. Dolayısıyla; hiperinsülinemi (kanda aşırı insülin), hiperglisemi (kandaki şeker miktarının artması) ve kronik iltihaplanma, IGF-1 (insüline benzer büyüme faktörü) düzeyini arttırdıkları gibi daha pek çok farklı şekilde neoplazmik sürece etki ederler. Araştırmalar insülinin mitojenleri uyardığını göstermiştir (hatta IGF-1 reseptörleri olmayan hücrelerde bile). Ayrıca, proliferasyon (hızlı çoğalma), 3

      apoptotik uyarıcıdan korunma, invazyon (diğer dokulara yayılma) ve metastaz dahil pek çok kanser mekanizmasını da tetikleyerek süreci etkileyebilir.

      Buna ek olarak, IFG1/insülin pek çok tip kanser hücresinin artmasına ve ilerlemesine sebep olabileceği gibi, damar yoluyla kanserin yayılmasını da kolaylaştırabilir. Karbonhidrat, insülin ve IGF-1 arasındaki bu bariz ilişki düşünülecek olursa, kanser ve karbonhidrat arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu söylemek mümkündür.

      Hatta kanser ve karbonhidrat arasındaki bu bağlantı, 1920’lerden beri resmi olarak kabul edilmektedir. O yıllarda, yarı Rus, yarı Alman asıllı fizikçi Dr. A. Braunstein, kansere yakalanan şeker hastalarında glikorüzinin (idrarda şeker) düştüğünü ortaya çıkarmıştır. 1931’de, Kaiser-Wilhelm Enstitüsü Biyoloji bölümünden Otto Warburg, Warburg Etkisi olarak adlandırılan bir iddia ortaya atmıştır. Warburg Etkisi, kanser hücrelerinin enerji üretim yöntemlerinin değiştiğini, sağlıklı hücrelerden farklılaştıklarını gösterir. Sağlıklı hücreler enerji ihtiyaçlarını mitokondriden karşılarken, kanserli hücreler enerjilerini glikoliz yoluyla elde ederler. Başka bir deyişle, hücre, yaşamına glikoliz ile devam eder. Wargburg, bu durumun, kanserin ana tanımlayıcı sebeplerinden birisi olduğunu söylemiştir.

      1980’lerde, Tisdale ve arkadaşları, fareler üzerinde yaptıkları deneyler sonucunda ketojenik diyetin tümörü küçültebileceğini ortaya çıkarmışlardır. Bu gün yapılan en son araştırmalar göstermektedir ki, ketojenik diyet insan vücudundaki tümörün büyümesini yavaşlatabilir; en azından mide ve beyin kanserinde. Fine ve arkadaşlarının yayınladığı son makaleye göre, insülin alımını yasaklayan ketojenik diyet, neoplazmik hastalar için makul bir tedavi yöntemidir.

      Özetle; glikolizin sınırlandırılması ve hücre büyümesinde etkili olan insülin bağlantılı aktivitelerin azaltılması yoluyla, ketojenik diyet bazı kanser türleri için etkili bir tedavi yöntemi olarak kabul edilebilir. Bu sebeple, bu alanda daha derin klinik araştırmalara ihtiyaç vardır.

Ageless