Ketojenik Diyet

İlaca Dirençli Epilepsi’ye Karşı Ketojenik Beslenme

  • İlaca Dirençli Epilepsi’ye Karşı Ketojenik Beslenme
    • Ketojenik diyetin ilaca dirençli çocuk epilepsisi tedavisindeki faydası 1920’den beri bilinmektedir.

      WG. Lennox ‘Epilepsi ve Epilepsiye Bağlı Bozukluklar’ adlı kitabında, New Yorklu zengin bir avukatın hikayesine yer verir. Avukatın oğlu gün içinde çoklu epileptik nöbetler geçirmektedir ve bu nöbetler, o günlerde piyasada mevcut ilaçlarla kontrol altına alınamamaktadır. Aile Hugh Conklin’den yardım ister. Conklin, hastalıkların ibadet ve perhizle tedavi edilebileceğinin mümkün olduğuna inanan tam bir doğal tedavi aşığıdır. Tarafından önerilen ve haftalarca süren ‘su diyeti’ boyunca, çocuğun durumunda gözle görülür bir gelişme fark edilir ve bu durum anne babayı alternatif, fakat yine aynı derecede etkili tedaviler aramaya teşvik eder. Çocuğun pediyatri profesorü olan amcası, Dr. Howland ve arkadaşlarının yardımına başvurur. O sıralarda Howland, Baltimore, Johns Hopkins’te, aç kalan bir insanda meydana gelen metabolik değişimler üzerine çalışmaktadır ve işte bu şekilde, bir tedavi şekli olarak Ketojenik diyet geliştirilir. Bu yenilikçi terapinin kullanımına, diyetle terapi üzerine yeni programlar organize eden pek çok Amerikan tıp merkezinde ve çocuk epilepsisine dair yayınlanan neredeyse tüm yazılarda yer verilir. Bu tür bir diyet, ilk başta büyük ilgi görse de, bu ilgi 1940’larda ve 1950’lerde giderek azalarak kısa süre içerisinde tamamen kaybolur. Ancak 1970’lerde, diyet tekrar gündeme gelir. Günümüzde hala çoğu ülkede uygulanmaktadır. Beş kıtada ve özellikle İngilizce konuşulan ülkelerde, bu diyetin kullanımına dair sayısız rapor mevcuttur. Diyetin yayılması ve anlaşılmasında, hastalar ve aile kuruluşlarının verdiği destek büyük rol oynamıştır.

      Çok sayıda çocuğun katılımıyla yapılan faydalı araştırmalara ve iyi bilinen pek çok grubun diyetle tedavi konusundaki deneyimlerine ve çalışmalarına ilişkin literatüre geçmiş sayısız klinik vaka bulunmasına rağmen, günümüz itibariyle, yayınlardan elde edilen veriler hala yetersiz kalmaktadır. Son zamanlarda, bu konuda ulusal ve uluslararası kılavuzlar yayınlanmıştır. En az 3-4 anti-epileptik ilaç tedavisi başarısızlığa uğradığı zaman bu diyetin uygulanabileceğine inanılıyor. Bunun yanında, en olumlu deneyimlerin ve sonuçların pediatri hastalarından elde edildiği tespit edilmiştir. Diğer yandan, diyetin yetişkinlerde uygulanmasıyla ilgili çok az veri bulunmaktadır.

      Ketojenik diyet bazı metabolik hastalıklarda etkili bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir: glikoz taşıyıcı tip 1 eksikliğinde, piruveyt dehidrojenez eksikliğinde, fosfofruktokinaz eksikliğinde ve hipoketotik hipoglisemi ile bağlantılı olarak ortaya çıkan ‘Kompleks’ teki bir eksikliğin sebep olduğu bazı mitokondriyal miyopatilerin tedavisinde kullanılabilir. Bu hastalıklarda, diyet, beynin metabolik işlevi için gerekli yakıtı sağlayarak, epileptik nöbetleri kontrol altına alabilir ve azaltabilir.

      Özellikle, glikoz taşıyıcı tip 1 eksikliğine dair elde edilen sonuçlar oldukça cesaret verici. Hatta öyle ki; çoğu vakada semptomların tamamen yok olmasıyla birlikte, ‘terapi’, nadir görülen ancak giderek yaygınlaşan bu patolojiden mustarip hastalar için bir hayat kurtarıcı olarak düşünülebilir. Epilepsiye ilgili olarak, bu diyet, özellikle Dravet Sendromu, miyoklonik astatik epilepsi, infantil spazm, atonik nöbetler gösteren denekler ve tüberoz skleroz kompleks sergileyen epilepsi hastaları için tam tamına uygun bir tedavi yöntemi olarak düşünülebilir.

      Ketojenik terapiden daha fazla fayda sağlayabilecek başka özellikli formların olup olmadığı uluslararası platformda hala tartışılmaktadır: şu anda herkesin ilgi odağı ilaca dirençli formlar.

       

      Epilepsi Tedavisi Sırasında Bilinmesi Gereken Bazı Önemli Noktalar:

      * Epileptik hastalarda herhangi bir tedaviye başlamadan önce, bir uzman tarafından muayene şarttır. Nöbet tipi ve hastayı etkileyen sendrom tanımlanmalı ve böylece, böbrek taşı, dislipidemi (kolesterol), kardiyomiyopati (kalp kasları ile ilgili rahatsızlıklar) ve kronik metabolik asidoz (asit oranı) gibi diyetin kontradike (uyumsuz) olduğu muhtemel metabolik rahatsızlıklar bertaraf edilmelidir.

      * Diyete başlamadan önce, hastanın ailesinin sürece katılımının önemi belirtilmeli ve aileden diyetin gerekliliklerine kati surette bağlı kalmaları ve hastanın motivasyonunu daima yüksek tutmaya çalışarak hastaya destek olmaları istenmelidir.

      * Ketojenik diyetin uygulanmasında bir sakınca görülmediği takdirde, bireyin tıbbi verileri ve beslenme tercihleri dikkate alınarak, diyetisyen tarafından kişiye özel bir beslenme planı oluşturulur.

       

      Önceki yıllarda, Ketojenik diyete başlangıç prosedürü, klasik olarak, ön açlık döneminden oluşuyordu. Böylece bu dönemde, diyet kaynaklı ortaya çıkabilecek muhtemel yan etkiler (hypoglycemia – kan şekeri düşüklüğü, asidoz, kusma) tespit edilebiliyordu. Hatta öyle ki; ketojenik diyet uygulayan çoğu tıp merkezi, özellikle ön açlık döneminde, hastanın kısa bir süre için hastanede müşahide altında tutulmasından yanaydı. Günümüzde artık hastanede yatışa gerek duyulmuyor. Tüm tıbbi kontroller yatış yapılmadan, ayakta poliklinik muayenesi şeklinde gerçekleştiriliyor.

      Son yıllarda elde edilen verilere göre, aslında, bu açlık dönemi, ancak daha hızlı sonuca ulaşmak için tercih edilebilir ama uzun vadede sonuçlar için bu dönem gerekli değildir. Ayrıca, giderek artan araştırmalar, kritik nöbet sıklığının azaltılması gibi uzun vadede elde edilen sonuçlar üzerinde bu uygulamanın hiç bir etkisi olmadığını göstermiştir.

      * Ketojenik diyet ne zaman uygulanırsa uygulansın, ilk bir kaç ay boyunca anti-epileptik ilaç uygulamalarında hiç bir değişiklik yapılmamalıdır. Hatta anti-epileptik ilaçlar ancak diyetin olumlu etkileri görülmeye başlandıktan sonra aylara dağılan bir süreçte yavaş yavaş azaltılabilir ama neredeyse hiç bir zaman tam olarak kesilmezler.

      Dr. John Rho’ya göre, epileptik nöbetler anti-epileptik ilaçlara cevap vermeyebilir ve bu gibi durumlarda, ilaç mı yoksa diyet mi şeklinde bir tercihte bulunmak yerine, her ikisi birlikte kullanılarak tedaviye devam edilebilir.

      Karbonhidrat ağırlıklı beslenme alışkanlıklarımız düşünüldüğünde bir diğer önemli konu da damak tadıdır; özellikle de uzun yıllar diyeti uygulamak zorunda olan hastalar için (glikoz taşıyıcı eksikliği gibi).

      Sonuç olarak denilebilir ki, şu an için ketojenik diyet, İlaca dayanıklı epilepsi hastalarının tedavisinde bir alternatif olarak düşünülebilir, hatta şiddetli epilepsi hastaları için hayati önem arz eden bir seçenek olabilir.

      * Uygulanması karmaşık bir terapi olmasından dolayı, bu tür bir tedavi ancak, çocuk psikiyatristleri, diyetisyenler ve beslenme uzmanlarından oluşan profesyonel bir ekiple, özel merkezlerde yürütülmelidir.

Ageless