Ketojenik Diyet

Obezite ve Şişmanlığa Karşı Ketojenik Beslenme

  • Obezite Ve Şişmanlığa Karşı Ketojenik Beslenme
    • Kilo verme terapilerinde, ketojenik diyetin düşük kalorili standart diyetlerden daha etkili olduğu gerçeğini destekleyen güçlü bulgular mevcuttur; en azından orta vadede, vücuttaki yağlardan kurtulma aşamasında.

      Geleneksel düşük kalorili ‘dengeli’ diyetlerle kıyaslandığında, çok düşük karbonhidratlı ketojenik diyetin (ÇDKKD) kilo vermede en iyi yöntem olduğu kanıtlanmıştır. Aynı zamanda, trigliseridler, glikoz ve kolestrol gibi pek çok kan parametresini de düzenlemektedir.

      Bu sonuca sebep olan mekanizmalar net olmamakla birlikte, sebepler üzerine birçok hipotez öne sürülebilir: Kilo vermede ÇDKKDin, güçlü etkisini açıklayan metabolik bir üstünlüğü vardır. Bu teoriyi destekleyen yazarlar, ÇDKKDte enerji kaynağı olarak proteinlerin kullanılmasının vücut için ‘değeri yüksek’ bir süreç olduğuna ve dolayısıyla bu durumun kalori kaybına sebep olabileceğine inanıyorlar. Karbonhidrat sınırlaması olan bir diyette, vücudumuz günde 60 – 65 gram civarı glikoza ihtiyaç duyar. Bunun büyük bölümü proteinlerdeki glikojenezler vasıtasıyla ya diyetten ya da doku kökünden elde edilirken, %16’sı gliserolden alınır. Bu bakış açısıyla, pek çok yazar, ÇDKKDte glikojenezlerin rolünü vurgulamıştır ve bu işlemin tutarı (hem içten hem de harici proteinlerden dolayı) günde yaklaşık 400 – 600 kilokalori olarak hesaplanmıştır. Fakat bu konuda henüz kesin bir veri yoktur. Dikkate alınması gereken başka bir faktör de, gıdaya karşı verilen termojenik tepkidir. Bu parametre, vücudumuzun gıda maddelerini emip, metabolize etmeyi sürdürmesi için ihtiyaç duyduğu enerji tüketimini hesaplar. Bu enerji tüketim miktarı, sırasıyla karbonhidratlardan, yağlardan ve proteinlerden sağlanan kalorilerin %7’si, %2,5’i ve %27’sidir. Besin oranlarını değiştirerek günlük kalori tüketimimizi ayarlayabiliriz. Ketojenik diyetin az da olsa açlık medyatörleri ve tokluk üzerinde de tesirli olduğu son zamanlarda ortaya çıkan başka bir özelliktir. Aslında, düşük kalorili diyetler, diyete son verdikten sonra bile, aylarca açlık ibarelerinde artışa ve tokluk hissinde azalmaya sebep olurlar. Diğer yandan, ketojenik diyetin bu anlamda etkisi çok daha azdır. Nihayetinde, ilk bulgular, ketojenik diyetin solunum katsayısını (verilen karbondioksitle metabolize edilen oksijen arasındaki oran) azaltarak metabolizmayı etkilediğini, dolayısıyla şekerden ziyade öncelikli olarak yağların kullanıldığını göstermektedir.

      Bu tip bir beslenme, etkililiği sayesinde giderek popüler olurken, karşılaşılan başlıca zorluklardan birisi, fazlasıyla alışkın, hatta bağımlı olduğumuz karbonhidrat ağırlıklı gıdaların azaltılmasıdır.

Ageless